Excerpt for Televizyon ve Çocuklar by , available in its entirety at Smashwords



TELEVİZYON ve

ÇOCUKLAR











İbrahim SARI

Televizyon ve Çocuklar

Copyright © 2017, (İbrahim SARI)

Tüm hakları yazarına aittir. Yazarın izni alınmadan kısmen veya tamamen çoğaltılması veya farklı biçimlere çevrilmesi yasaktır.

BİRİNCİ BASKI: 2017

Yayınevi Adresi:

NoktaE-Book Publishing

Aşağı Pazarcı Mah.1063 Sokak.No:7

Antalya / TÜRKİYE

Iletişim: noktaekitap@gmail.com

Web:http://www.noktaekitap.net

Bu kitabın tüm hakları ve sorumluluğu İbrahim SARI’ya aittir..

Kapak: NOKTA E-KİTAP

Yayınlayan: NET MEDYA YAYINCILIK

Nokta E-Book International Publishing







ÖNSÖZ

Televizyon izlemeyi seviyoruz. İşimiz olmadığında, canımız sıkıldığında, oyalanmak, eğlenmek vb. bir sürü nedenle televizyon izlemeyi seviyoruz. Sabah kalkar kalmaz televizyon açılır; okula gidene kadar kumanda çocukların, sonra annelerin akşam yine çocukların ve sonra babaların elindedir. İyimser bir tahminle yetişkinlerin, günde en az 2-3 saatini televizyon karşısında geçirmekte olduğu belirtilmektedir.

Bu oran gençler ve çocuklarda daha da artmaktadır. Televizyon, bilgisayar çocuklar için artık bakıcı, ya da oyun arkadaşı konumundadır. Televizyon izlenme oranları %90 lar da iken kitap okuma oranları %5 ler de kalmaktadır.

Çocuklar için büyük tehlike: ‘Televizyon’

Kültürümüzde yeri olmadığını, bundan dolayı bu tür içerikli dizi ve programlar, çocukların kültürel yapısını ve konuşma tarzını da etkisi altına alıyor..

Televizyon günümüzde etkilenmek adına çok önemli bir araçtır. Özellikle göze ve kulağa hitap eden çok önemli bir araç. Bunu çocuklarla ilgili ele aldığımızda ben bunu 0-6 yaş arası çocuk grubuna ayırmak istiyorum.

0-6 yaş arası aslında çocukların soyut düşüncesinin olmadığı, daha somut bir düşüncenin hâkim olduğu bir dönemdir. Bu dönem, çocuk bakım veren veya ebeveynlerini model alarak öğrenmeye başlar. Anne babasının davranışlarını takip eder; onları örnek alır ve kendisi de öğrenir. Bunun üzerinden yaparak, öğrenerek modeli üzerinden hayatı öğrenmek isteyen çocuklar, doğru olarak ebeveyninin kültürünü alır. Doğru davranışları öğrenir, akrabaları ve arkadaşları ile yaşayarak yaşamayı öğrenir.

Televizyonun çocuklar üzerindeki etkisine aileler nasıl bakıyor; çocuklarını bu tür öğelerden koruyor mu?

Bugün baktığımızda birçok aile çocuklarını susturmak için özellikle televizyonda reklamları açarak çocuğunu oturtuyor. Annesi de mutfakta işlerini yapmaya çalışıyor.

Oysa o esnada çocuğun orada ne aldığı konusunda çok hâkim değildir. Bunu ne yazık ki bazen bilinçli aileler de yapıyor. Özellikle günde 30-40 kez yayımlanan reklamlar 0-6 yaş grubunda bulunan çocuklar için çok daha önemli sürekli bir değişim, hareketlilik var.

Oysa onun çocuğa verdiği temel duygu tüketmektir. Çocuklar, o reklamda sunulan ürüne ulaşmak için ebeveyni zorluyor, burada paranın önemli olduğuna inanıyor. Paraya ulaşmak için ne yapması gerektiğini öğrenmeye çalışıyor.

Bu yaş grubu çocuklar da televizyonda gördüğü her şeyin gerçek olduğuna inanıyor.

Çocuğun yaşamdaki gerçek algısını olumsuz anlamda değiştirir televizyon. Bununla birlikte arkadaş ilişkilerinde verimli olmaz, ikincisi ebeveyn ile çatışma yaşar. Çünkü o gördüğü ürünü aldırtmak ister. Üçüncüsü o yaparak, yaşayarak öğrenmeden mahrum kalır. Çocuk hayatı birebir öğrenmekten ziyade televizyon üzerinden kodlar. Ve çocuklar onların televizyonda yaptıklarının gerçek olduğunu düşünür ve onunla yaşarlar. Bugün çevrede televizyonlardaki karakterlerden esinlenip kendilerini onlar gibi gören insanlar çok. İçselleştirir ve bunu hayatına sokmaya çalışır. Bununla yola çıkarak doğal olarak kardeşi ile kavga eder, arkadaşları ile sorun yaşar.

Düşünsel anlamda çok sağlıklı düşünemez, bazen çıkan programlar çocuğun yaşına uygun değildir. Çocuk bunu içselleştirir ve psiko-sosyal gelişimi dediğimiz gelişim evrelerini çok sağlıklı geliştirmez.

Son yıllarda televizyon programlarına baktığımızda çok fazla şiddet içeriyor. Özellikle şiddet öğesi taşıyan çizgi lmler çok daha fazla revaçta. Ve çocuklar bunu izliyor. Oradaki karakterleri ile modellenmeye başlıyorlar. Son zamanlardaki dizilerden tutun da evlilik programlarına kadar çocuk bunları muhatap alıyor. Bunların kendi hayatında gerçek olduğunu varsayıp ileriki yaşantıda da aynı şekilde davranmaya başlıyor. Ahlaki gelişimi çok ciddi anlamda deforme etmeye çalışıyor. Vicdan çok geride kalıyor bireysellik ön planda. ‘Ben’ duygusu çok ön planda yer alıyor. Çocuk, bunlarla şiddeti içselleştiriyor ve şiddet artık hayatın bir parçası olmaya başlıyor. Daha çok baskı. Bilgiden ziyade sağlıklı bir iletişim kurmak, kişiler arası ilişkiler, kültürel öğeler. Bunları düşündüğümüzde televizyon sayesinde aslında bütün bunların kendi gerçekleri olmadığına başlıyor.

Dizilere baktığımızda daha çok çarpık ilişkilerin olduğu diziler, aldatmanın normalleştiği diziler. Bunlar, kendi kültürümüzde var olan öğeler değildir. İkincisi saygı duyma, komşuluk ilişkileri. Bunlara baktığımızda kendi kültürümüzde bu tür pozitif öğeler çok fazla iken çocuğun televizyonda muhatap olduğu dizilerde bunlar aslında birer eksi olarak duruyor hayatında. Ve çocuk doğru olarak kendi kültüründe de uzaklaşıyor.

Ve yetişkinlerle tartışmaya başlıyorlar. Bu anlamda televizyon, bizim kültürümüzü ciddi anlamda olumsuz etkilemiş oluyor.

Dil gelişimi, çocukta konuşarak gelişir. Fakat çocuk, televizyonun sadece kulağa ve göze hitap ettiği için dil gelişimine ciddi anlamda olumsuz etkiler. Dikkat dağınıklığı yaratır; dikkat dağınıksızlığı olduğu için bu da beraberinde okul hayatında başarısızlığı getirir.

Televizyon, aile içerisindeki yapıyı nasıl etkiler?

Zaten televizyonu bir evin içinde düşündüğümüzde, uyku saatleri dışında sürekli açıktır. Çocuk, sürekli televizyon ile muhatap oluyor. Aile içindeki ilişkiler aslında ebeveynler televizyonu bir susturucu aracı olarak kullanıyor. Fakat o esnada çocuğun ne ile muhatap olduğunu, bunların çocuğu nasıl içselleştirdiğini bilmiyor.

Baktığımızda devam eden süreçte çocuğun okul başarısızlığı, kişiler arasındaki başarısızlığın da televizyonda değil başka yerlerde arar. Aslında aile dediğimiz bir sistemdir. Sistemi sağlıklı besleyen şey de aile içindeki bireylerin sağlıklı iletişim ve ilişkileri iletişim önündeki en büyük engel de televizyondur. Bırakın çocukları, aile içindeki eşler bile birbiri ile konuşmuyor. Kimi televizyona, kimi telefonda.

Telefon da bu anlamda ciddi bir araç olmuş durumda.Bunlar da iletişimi tamamen kesen bir algıdır. Yani sağlıklı aile dediğimiz modeli sağlıksız aileye dönüştürmeye başlıyor.

Bizim iletişimimizi güçlendiren şey dildir. Dili güçlendiren şey kitap okumak. Konuşmak, sohbet etmek. Yani bir aktivitede bulunmak hareket halidir. Televizyon, bunları tamamen engelliyor. Ve daha farklı bir dil geliştirmeye başlıyor. Çocuk televizyondaki dili kopyalamaya başlıyor. O televizyondaki dil de ne yazık ki kültürümüzde pozitif değerlerimize aykırı olan bir şeydir. Bununla birlikte evin içindeki hitap şekiller de değişmeye başlıyor. Normal şartlarda televizyondan ziyade aile bireylerinin birbirini doğru temelde iletişim anlamında beslediği, birbirinin duygularını önemsediği ve bunları paylaştığı sağlıklı bir aile yapısı. Ama günümüzde bu yok, akşam 5’te mesaisi biten insanlar, eve gittiğinde yaptıkları ilk iş televizyondur. Erkeğin haberleri, sporu vardır; kadının programları vardır derken uyuyana kadar böyle bir süreç yaşanır. Konuşmak nerede, iletişim nerede peki olması gereken nedir. Oysa çalışanlar için söylüyorum, akşam yemeği aile bireylerinin hep bir arada olduğu, sadece yemek yeme etkinliğinin gerçekleştirildiği değil.

İletişimin konuşulduğu taraarın duygularını ifade ettiği gün içinde yaşadıkları olumlu veya olumsuz duyguları anlattıkları bir süreçtir.

Burada yetişen bireylerin de ne zaman farkına varır, televizyonun çocuklar için zararlı olduğunu çocuğumuz televizyondaki herhangi bir davranışı kopyalayıp uyguladığında, okul rehberlik servisi aradığında, ya da komşu şikayet ettiğinde müdahale etmeye çalışırız. Bunun dışında olması gereken şey, çocuk ve yetişkinlere bakım arasındaki ilişki de mutlaka birebir iletişim belirli saatlerde sohbet etmek. Onunla birlikte oyun oynamak belki geziye gitmek, piknik yapmak daha çok bunların aktivite olması gerekir.

Televizyonlarda şiddet sahneleri çok fazla ise çocuklarda doğal olarak rol model olarak o karakterleri model olarak alır. 0-6 yaş arası bu dönem çok önemlidir. Orada yapılanlar her şeyi gerçekmiş gibi kodlarlar. Ve kendi hayatını bundan ibaret görür. Devamında dikkat dağınıklığı, okul ile ilgili algısı olumsuz olmaya başlar. Kısa yoldan para kazanmanın yollarını hayatına uygular. Para, güç, bunlar daha çok çocuğun baskın öğeleridir. Buna ulaşmaya çalışır. Bunun dışında bahsettiğimiz o ahlaki değerler emek harcama araştırma, sorgulama inceleme bunlar televizyon sayesinde hiçleşir.

Televizyon, gündelik hayatımızın bir parçasıdır. Şu anda televizyonu karalamak doğru olmaz ama ondan tam anlamı ile faydalanmıyoruz. Bir çocuk için maksimum en fazla televizyon izleme saati 5 saattir. Aile şunu mutlaka yapmalıdır: akşam televizyondan ziyade akşam saatlerinde belli bir saat televizyon kapanıp çocuk ödevini yapmalı, ebeveynler de kitap okumalıdır. Çünkü çocuğun dersle ilgili algısını ebeveynler olumlayacaktır. Yâ da farklı bir etkinliği birlikte yapabilirler. İkincisi çocuğun izlediği programları mutlaka takip etmelidirler. Çocuk bir çizgi film izliyorsa yetişkin de onunla birlikte oturup izlemeli ve yorumlar yapmalıdır. Televizyon saatleri belli olmalı. Hangi saatlerde açılacak; hangi saatlerde kapanacak böylece çocuk şunu fark etmelidir:

Televizyon, benim hayatımda vazgeçilmez bir araç değildir. Aile içi ilişkileri sıcak tutmaları için mutlaka aile öğelerinin birlikte vakit geçirebileceği çocuğun da psiko-sosyal olarak yapılabilecek etkinlikleri hayatlarına çok fazla sokmaları gerekiyor.Bu konuda yine en büyük görev Anne, Baba’lara düşüyor





GİRİŞ

Televizyon, hiç şüphesiz, 20 yüzyıldan itibaren toplumun en büyük buluşlarından kabul edilen, iletişim, eğitim ve eğlence alanlarında ortaya çıkan en büyük devrimlerden biridir.

Halk yığınlarını eğitmek için de, eğlendirmek için de sınırsız sayıda uyaran ortaya konmuştur.

Sesle görüntüyü aynı anda aktarabilen bu büyülü kutunun, herkesi etki altına alabildiğiyse, tartışılmaz bir gerçeklik haline gelmiştir.

Günümüzde neredeyse evinde televizyon olmayan aile kalmamıştır.Türkiye’de televizyon yayınları modernleşme sürecinin bir parçası olarak ele alınmıştır ve, gelişme ve kalkınmada önemli toplumsal sorumluluğu olan bir kurum olarak değerlendirilmiştir.

Günümüz post-modern dünyasında çocukların birçok elektronik iletişim teknolojileri tarafından kuşatıldığını görmek mümkün. Çocukların farklı teknolojiler karşısında geçirdikleri zamanı belirlemeye çalışan araştırmaların sonuçlarına bakıldığında bu araçların başında televizyon geldiği görülmektedir. Bir iletişim aracı olan televizyonun önde gelen işlevleri arasında eğlendirici ve öğretici nitelikleri olması sayılabilir.

Bunun yanında televizyon, bireylerin kendilerini tanıyabilmelerine, kişiliklerini geliştirebilmelerine olanak sağlayan, zaman zaman onlara düşünme ve eleştirme fırsatı veren önemli bir aygıttır denilebilir. Televizyon, görsel ve işitsel uyaranlara yönelik etkili bir kitle iletişim aracı olduğundan, olumlu hizmetlerinin yanı sıra, iyi değerlendirilmediği takdirde olumsuz sonuçlara da neden olabilmektedir.

Türkiye’de özel televizyon yayıncılığının, 1990’lı yıllardan itibaren sayısal olarak ve izleme süresi açısından yaygınlaşması, yayıncılık alanının çeşitli açılardan tartışılmasını da beraberinde getirmiştir.Bu tartışmaların eksenlerinden birini, televizyon kanallarında yayınlanan programların toplum üzerinde yarattığı zararlı etkiler oluşturmaktadır.

Özel televizyon kanallarının kimi yayınları özellikle çocuk ve gençlerin yetişmelerinde olumlu psiko sosyal değerleri teşvik edici değil engelleyici kurumlar olarak gösterilmektedir. Aile, okul ve toplumsal kurumların geleneksel toplumsallaştırma işlevlerinin azalması, tüketim, şiddet ve cinselliğe dayalı bir kültürün oluşması, kültürel eğitimin kültürel tüketime dönüşmesi gibi pek çok eleştiri özel televizyon yayınlarını hedef almaktadır. Günümüzde, üzerinde en fazla tartışılan konulardan birisi ise, televizyon ve saldırganlık ilişkisidir.

Bilinmektedir ki, ilk çocukluk dönemlerinden itibaren çocuklar, kendilerine model olarak seçtikleri dizi ve film kahramanlarını taklit etmeye başlamaktadırlar ve bunları günlük yaşantılarına ve oyunlarına yansıtmaya başlamaktadırlar Yapılan araştırmalardan elde edilen bulgular doğrultusunda ise, televizyonda şiddet içerikli programların izlenmesi ile, şiddet davranışının ortaya çıkması arasında pozitif korelasyon bulunmuştur. Yapılan araştırmalarda, pek çok çocuğun televizyon başında geçirdikleri zamanın, sınıfta geçirdikleri süreyle yaklaşık olarak aynı olduğu sonucuna varılmıştır. Televizyon izlemenin en yoğun olduğu yaşlar ise, 11-14 yaşları arası olarak belirlenmiştir. Ortalama bir çocuğun 16 yaşına kadar, televizyondaki 13 bin şiddet eylemine tanık olduğu saptanmıştır.

Şiddet eylemlerinin izlenmesi, çocuğun ruhsal gerginliğini arttırabilmekte; dengesi daha kolay değişebilen, duygusal ve dürtü kontrolü zayıflayabilmektedir. Çünkü çocuklar, gerçek ile gerçek olmayanı ayırt edemezler ve gerçek sanırlar. Hatta yaşı küçük çocuklar, ekrandaki insanları görüntü değil, kutunun içine giren gerçek insanlar olduğuna inanırlar.

Tüm bunların yanı sıra, televizyondaki şiddet eylemleri, elbette ki her çocuğu ve aynı düzeyde etkilememektedir.

Şiddet eylemlerinin uygulanış biçimi, çocuğun içinde yaladığı ailenin özellikleri ve çocuğa olan tutumları ile de yakından ilişkilidir. Sürekli olarak dövülmüş, itilmiş, horlanmış çocuklar, içlerindeki öfkeyi boşaltmak amacı ile çocuklar şiddet eylemine başvurabilirler. Burada tek hatayı televizyona yüklemek hatalı bir yaklaşımdır. Hiç kuşkusuz, ailesinde şiddete maruz kalan ve/ya tanık olan bir çocuğun yaşadığı korku ve tedirginliği televizyonda izlenen hiçbir korku görüntüsü yaratamaz.

Televizyonun diğer sakıncalarına bakıldığında, çocuğun okuma başarısı başta olmak üzere akademik başarıyı da önemli ölçüde olumsuz etkilediği görülmektedir.

Bunun nedeni televizyonun görsel algıya hitap etmesiyle, beynin sağ yarıküresindeki dil bölgesinin gelişimini engellemesidir. Aşırı uyarıcı öğelerle donatılmış olan çocuk programları, beynin dikkat bölgesini etkileyecek biçimde ayarlanmıştır. Çocuk uzun süre bu uyaran bombardımanına maruz kaldığında, kendisine verilen daha hafif uyaranları algılamakta güçlük çekmektedir.

Bununla birlikte ön beyin korteksi, planlama, organizasyon, dikkat, özdenetim, yargı, içgörü, öngörü gibi daha pek çok yönetici işlevlerden sorumludur. Sürekli ve plansız televizyon izlemenin, bu bölgelerin tembelleşmesine neden olduğu araştırmalar bulunmaktadır.

Sonuç olarak, televizyonun zararlarından çocukları korumak için bilinçli bir özen gerekir ki, bu da anne babalara düşen bir görevdir. Anne babaya, televizyon programlarının incelenmesi ve böylece çocuğun izleyebileceği programların belirlenmesi görevleri düşmektedir. Çocuğun televizyonu dengeli izleyebilmesi için aile çocuğa farklı olanaklar sağlamalıdır. Örneğin anne babalar gerektiğinde televizyonu kapatıp müzik dinlemek ya da kitap okumak gibi farklı faaliyetlerde bulunarak, çocuklarına örnek olabilmelidirler.



TELEVİZYON, DİZİLER VE GELECEĞİMİZ OLAN ÇOCUKLAR

Çocuklar ve gençlerin T.V izlemeleri yaptıkları diğer etkinliklerin yanı sıra bir etkinlik olması gerekirken; ülkemiz için neredeyse zorunluluklar dışında yapılan tek keyifli iş gibi algılanmaktadır. Bir çocuk ya da gencin günde 1-2 saat T.V izlemesi yeterlidir. Okuldan arta kalan zamanlarını spora ve müzik- resim gibi hobilere ayırmalıdır. Ancak gündelik hayatta hiç de öyle olmadığı görülmektedir. Bunun en önemli nedenlerinden birisi çocuk ve gencin anne-babasının da T.V’ye bağımlı olması ve hobilerinin bulunmamasıdır. Çocuk evde neyi görürse ona alışır. Okul öncesi dönem çocukları evde ister anneleriyle, ister büyükanneleri, ister bakıcılarıyla olsun kaderleri T.V başına oturtulmak olmaktadır.

Okulöncesi dönemde çocuk hayalle gerçeği de ayırt edemez. Bir insanın uçtuğunu gördüğünde bu duruma inanır ve kendisinin de uçabileceğini zanneder. Dolayısıyla izlediği programlar üzerinde yanlış etkiler bırakabilir. Bizim toplumumuzda kalabalık ailelerde çocuk ve gençler için yanlış olan bir alışkanlık da yetişkinler için ve yetişkinler dünyasını anlatan dizilerin büyükanne-büyükbaba, anne-baba ve çocuklar hep birlikte izlenmesidir.

Oysa bir ailedeki bireyler yaşlarına ve deneyimlerine göre çok farklı algılara sahip olduğundan yetişkinleri olumsuz etkilemeyen diziler çocuk ve genç için travmatik olabilir. Dünyayı güvenilmez algılamasına, korku,endişe ve öfke duyguları geliştirmesine neden olabilir.

Öncelikle sormamız gereken soru ‘Çocuklar ve gençler dizilerden olumsuz etkileniyor mu?’ sorusundan çok ‘Neden bu kadar çok T.V izleme ihtiyacı duyuyor?’ olmalıdır.

Anne-babasıyla ve yaşıtlarıyla doyurucu sohbetler yapabilen, zamanını zevkli geçirebileceği hobileri olan çocuk, genç ya da yetişkinler T.V’ ye bu kadar çok takılmazlar.

TV’nin 4 Önemli Zararı :

Amerika Pediatri Akademisi’ne göre, çocukların günde 1, en fazla 2 saatten fazla televizyon izlemesi son derece zararlı. Aksi halde bu durum çocuklarda telafisi mümkün olmayan yaralar açıyor. Çünkü fazla televizyon izleyen çocuk;

1- Başkalarının çektikleri acı veya sıkıntılara duyarsızlaşıyor.

2- Çevrelerine ve çeşitli olaylara karşı bir korku geliştiriyor.

3- Başkalarına karşı saldırgan veya zarar verici davranışlar geliştirme eğilimi içine giriyor.

4- Sürekli televizyonun karşısında oturduğu için aşırı kilo problemi artıyor.

KONUŞMA BECERİSİ: 2 yaş altı çocukların televizyon izlemesi, konuşma becerisini zedeliyor.

İLETİŞİM: Ekran karşısında asosyalleşen çocukların iletişim kurma yeteneği zarar görürken, odaklanma süreleri de kısalıyor.

KELİME DAĞARCIĞI:6 ila 30 aylık çocukların TV izlemesi, kelime dağarcığını da daraltıyor.

SİNAPTİK BAĞLANTI: Televizyon, beyin nöronlarını ve gürültüyü çeşitli sinyallerden ayırt etmeye yarayan sinaptik bağlantıları öldürüyor.

Çocuklar Ne Kadar TV İzlemeli?

Bir-dört yaş arası: Küçük çocuklar, bir büyükle birlikte televizyon izledikleri zaman bu onlar için çok yararlı olur. Çocuğa izlediği program hakkında bilgi verebilirsiniz. Çocuk aklına takılan soruları size sorar Küçük çocuğun hiç anlamadığı programları izlemesine izin verilmemeli. Unutmayın bize hiç de ürkütücü gelmeyen şeyler çocuklar için büyük bir korku kaynağı olabilir.

Çocuğun özel korkularının neler olduğunu bilmek, televizyon programı seçimi konusunda size yardımcı olacaktır. Oyun çağındaki çocukların yarım saatten fazla televizyon izlemeleri sakıncalıdır. Çocuk televizyon izledikten sonra onu hemen yatağına yatırmak hatadır. Çocuğun gerçek dünyaya geri dönmesi için ona yarım saat süre tanınmalı

Beş-on iki yaş arası: Şiddet ve cinsellik içeren programları çocukların izlemelerine izin verilmemeli.Çocukların izleyebilecekleri programları saptamanız zor olmaz. Ancak diğer çocuklar belli bazı dizileri izliyorlarsa, çocuğunuzun bunları izlemesine izin vermek zorunda kalabilirsiniz. Arkadaşlarının yanında güç duruma düşmesi olasılığını dikkate almak zorundasınız. Bu takdirde çocuğa programın zararları konusunda bilgi vermeniz yerinde olur. Çocuklar için hazırlanan programların dışında belgeseller ve öğretici diziler, onlar için yararlıdır. Bu yaşlardaki çocukların iki saatten fazla televizyon izlemelerine izin verilmemeli.

Genç adayları: Artık çocukluk dönemini geride bıraktıklarını düşünen genç adayları, televizyonda her çeşit programı izlemek isteyeceklerdir. Cinsellik ve uyuşturucularla ilgili programlar sırasında genç adayına bilgi vermek gerekir.

Pembe dizilerde yaşanan olaylar genellikle genç adaylarının ilgisini çeker. Onlara dizi kahramanlarından örnekler vererek uyarılarda bulunabilirsiniz.

Şiddet içeren dizi ve filmleri izleyen genç adaylarına gerçek hayat ile televizyonda izlenenlerin farklı olduğunu anlatmak gerekir. Küçük çocuklar gibi yetişkinlik çağına yaklaşanların da büyükleriyle birlikte televizyon izlemelerinde yarar var. Çocukların odalarına küçük ekranlı bir televizyon alıcısı yerleştirmek onlara zarar verecektir.

Televizyon Dizilerinin Etkileri

Bazı yerli diziler özellikle bol reyting alma problemiyle bol bol acılı sahneler içeren filmler yapıyorlar. Sömürülen küçük çocuklar, üvey anne ya da üvey baba eliyle şiddet gören hayata tutunmaya çalışan ya da tacize uğrayan çocukları anlatan pek çok dizi söz konusu. Pek çok animasyon çocuk filminde kahramanın anne ya da babası ölür bazılarında ikisi de. Çocuk tamamen yalnızdır ve ne yapacağını bilemeden hayata tutunmaya çalışır. Yetiştirme yurduna gitmemek için çaba harcar vs. Çocuk üzgündür. Haliyle izleyen çocuklar da üzgündür.

Peki sonra…

Hayatının en hızlı gelişim gösteren ve etkilenmeye en çok açık ilk yıllarını yaşayan çocuklar Türkiye nüfusu içinde önemli bir yer tutmaktadır. Çocukluğun ilk yılları, kişinin yetişkinliğinde ulaşacağı bedensel ve zihinsel düzeyi saptayan, ruhsal ve toplumsal olgunlaşmasını biçimlendiren kritik yıllar olup, erken çocukluk yıllarında sağlıklı büyüme ve psiko-sosyal gelişim, geniş ölçüde çocuğun sosyal çevresiyle birlikte yaşadıklarına bağlıdır. Bu tür filmlerle büyüyen bir çocuk hayatı daima acı olarak görür. Mutsuzdur ya da mutsuz olması gerektiğini düşünür. Çocuklarımız bundan etkilenir ve ileride de toplumumuz etkilenecektir. Bu dizilerin çocuklara etkilerini kısaca ele alırsak;

*Aile içindeki iletişimsizlik çocuğun daha fazla televizyon izlemesine,izledikçe de olayların çözümü değil daha da karmaşıklaşıp aileye duyduğu öfke ve kızgınlığın farklı yollarla aktarılmasına yol açmaktadır.

*Şiddetin ifadesini kolaylaştırdığı kesindir dizilerin. Öfkesini kontrol edemeyen kahramanlar vurup kırıp birilerini öldürdükçe, toplumda şiddet de son derece kolay ve olması gereken bir olgu olarak kabulleniliyor ki orta öğretimde bir dönem tüm gençlerin Polat Alemdar gibi giyinip onun gibi yürüdükleri, onun gibi yaşamaya çalıştıklarını bilmeyen yoktur.

*Üzüntü ve sıkıntı pek çok çocukta korku olarak geri dönmektedir. Yalnız kalmaktan, toplum içinde birey olamamaktan, şiddetten kaçan bazı çocuklar içine kapanık bir hayat sürebilmektedirler ve bunun etkileri de oldukça çok çeşitlilikte karşımıza çıkmaktadır.

*Okuma alışkanlıklarını yitirip sadece hazır olarak karşımıza getirilen bazı filmleri izlemek kolaya kaçmak, çocuğun zihinsel gelişimini de olumsuz bir biçimde etkilemektedir.

*İletişimi, aile içi ya da arkadaşlık etkilerini de en az indirebilmektedir. Tüm aile akşam bir araya gelip televizyonu açıp dizileri izlediğinde kimse kimseyle konuşma ihtiyacı duymamakta gittikçe yalnızlaşan bireyler meydana gelmektedir.

*Kahraman olarak kabul gören bazı kahramanları çocuklar kendileriyle özdeşleştirmekte onun yaptıklarını da yapmaya çalışmaktadırlar. Kendini Spiderman sanan çocuk 5. kattan atlamış uçacağına inanmış ve ölmüştür.

Çocuklar dizideki sahneleri gerçek algılar ve canlandırmak ister!Çünkü küçük çocuklarda soyut düşünce gelişmediği için dizideki sahnelerin bir hayal ürünü olduğunu, oyuncuların bunu canlandırdığı algılayamaz.

Sahneler çocukların içine işler ve bu sahneleri oyunlarında işler.

Türk Tabipler Birliği Diyor Ki!

Ozan, ayrıca şöyle demiştir: “İlkokul bir ve 2`inci sınıfa giden öğrenciler arasında bile `Flört etme, sevgili değiştirme, sevgiliyi kıskandırma veya sevgiliyi bir başkasının elinden alma` şeklinde senaryo üretilmektedir.

Daha ileri yaşları konu alan mesela lisede geçen olayları anlatan dizilerde ise lise talebelerinin alkol alması ve kızlı erkekli gruplar halinde aynı evi paylaşması şeklindeki senaryolar çarpıcı ve özendirici bir şekilde topluma sunulmaktadır. Dolayısıyla televizyon dizileri çocuk istismarına zemin hazırlıyor.

Çocuklarımız Reytingden Çok Daha Önemlidir

Basın yayın dünyasındaki acımasız yarışa bağlı olarak programlar toplumsal etki göz önünde bulundurulmadan yayınlanmakta.

Ezeli bir rekabet içinde olan gazete ve televizyonlar çocuklar ve aile üzerinde olumsuz etkiler oluşturabilecek yayınları hesaba katmadan veriyorlar.

Televizyonların aile içerikli sabah program- larında mağdurun açık adresi verilerek aile içi problemlerin ortaya konması etik ve ailede meydana getirebilecek sıkıntılar açısından doğru değildir. Bu tür programlarda aile içi problemler hiç bir gizliliğe dikkat edilmeden yayınlanarak aile içi geçimsizlikler artırılmaktadır. Ailelerin mahrem konuları televizyon yayınlarının konusu olmamalıdır. Bu yayınların toplum üzerinde bıraktığı olumsuz etkiler telafisi zor olan sonuçlar doğurmaktadır”

Türkiye’de yaşanan hızlı toplumsal değişmenin aile içi gelişmeleri zayıflatmakta, ailesinde sevgi ve saygıdan mahrum olan çocukların şiddet eğilimlerine yönelmesinin kaçınılmaz olmaktadır. Televizyon programları kötü davranışlar yerine iyi ve güzel davranışların yer aldığı sağlıklı rol ve modeller sunmalıdır. Uyumlu, ahlaklı kahramanlar, bilge, önder kişiler çıkartılmalıdır. Para ve reytingin çocuklarımızdan daha değerli olmadığının farkına varılmalıdır.









TELEVİZYON, ŞİDDET VE TOPLUM

Medyadaki şiddet içeren yayınların olumsuz etkileriyle ilgili gözlem ve araştırmalar uzun yıllardır süregelmektedir. Yapılan araştırmalar, medyada yayınlanan, özellikle de televizyonda yer alan şiddet olaylarının, toplum genelindeki saldırganlık oranları üzerinde istatistiksel olarak anlamlı düzeyde bir artışı tetiklediğini ortaya koymaktadır.

Bu olumsuz etki özellikle, işsizlik, ekonomik kriz ve politik belirsizliklerin olduğu az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerde daha belirgindir. Bireysel boyutta ise, 0-6 yaşlar arası çocuklar ve 13-21 yaşları arasındaki ergenler bu yayınlardan ve olumsuz modellerden en fazla etkilenen, yüksek risk grubunda yer almaktadırlar.

Gerek bireysel gerekse toplumsal boyutta, söz konusu olumsuz etkileri minimuma indirgeyebilmek adına; medya mensupları, aileler ve uzmanların bilinçli ve sağduyulu bir işbirliği içinde olabilmesi önemlidir.

Medyanın değerlerimizi, tutum ve davranışlarımızı şekillendirmede ne denli bir etkileyici güç olduğunu, son yıllarda basına ve klinik ortamlarımıza yansıyan birçok vaka örneği ile daha da net bir biçimde gördük.

İçinde "bu akşam ölürüm, beni kimse tutamaz" sözleri geçen bir şarkının ardından köprüden atlayan ergenleri, "temel içgüdü" ve "testere" filmlerinin ardından gördüklerinin aynısını uygulayan genç insanları, tecavüz sahnelerini oyun zannedip arkadaşları üzerinde uygulamaya kalkan çocukları, "erkekliğin kitabını yeniden yazan" delikanlıları ve onlara hayranlık duymayı öğrenen, adeta tokat yemeyi hayal eden genç kızları, ve tabii ki "kurtlar vadisi" ile birlikta mafya olmaya iyiden iyiye öykünen "Polat"ları, "Çakır"ları sanırım hepimiz farkediyoruz.Günümüzde televizyon, tüm kitle iletişim araçları içerisinde belki de en kolay erişilen ve en yaygın kullanılan araç olması nedeniyle, en etkili öğrenme kanalı olarak da dikkat çeker.

Çocuklar ve ergenler gittikçe daha fazla vakitlerini televizyon ve bilgisayar karşısında geçirmeye başladılar. Başta televizyon programları, filmler, çizgifilmler, diziler ve bilgisayar oyunları olmak üzere, tüm kitle iletişim araçlarında yer alan şiddet, vahşet ve saldırganlık son yıllarda dikkat çekici ve düşündürücü bir hal almıştır. Buna paralel artan ve özellikle çocuklar ve gençler arasında yaygınlaşan, öldürme, yaralama, kavga, taciz, tecavüz ve tehdit gibi şiddet olayları; medyada yer alan şiddetin çocuklar ve ergenler üzerindeki etkisini araştırmanın gerekliliğinin altını çizmiştir.

Doğrudan nedensel bir ilişkiden söz etmek zor olmakla birlikte, yapılan bilimsel araştırmalar; televizyon ve medyada izlenen şiddetin, gerek kısa gerekse uzun vadede, çocukların duygu, düşünce, değer, tutum ve davranışları üzerinde, tetikleyici, hızlandırıcı ve özendirici bir etki gösterdiğini açıkça ortaya koymaktadır.


Purchase this book or download sample versions for your ebook reader.
(Pages 1-18 show above.)